Türk Edebiyatı’nın Erken Doğumu : Oğuz Atay

Korkuyu beklerken tehlikeli oyunlara bile
tutunamayan ancak yine de o oyunlarla
yaşayan, geleceği elinden alınmış beyaz mantolu bir adam.
Evet, Oğuz Atay’ın yaşantısını ve edebi dünyasını
bundan daha güzel özetleyen bir cümle daha kurulmamıştır.
Hepimiz günlük yaşantısında Olric ismini veya Hikmet
Benol’u ve albayını duymuşuzdur :
‘’ Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım?
Yok.
Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda
oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi
bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size:
Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek
istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla
ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum.
Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da
kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum
albayım. Kelimeler... Kelimeler albayım, bazı anlamlara
gelmiyor. ‘’
Ancak hiç bu isimlerin ve onlara can veren ırmağın
hikayesini araştırmış mıydınız? Ya da ona tutunamayan ve
ümitsiz insanın iç sesini bağıran satırları nelerin yazdırdığını
hiç merak ettiniz mi? Buyurun, ben anlattım siz dinleyiniz.
Oğuz Atay’ın dünyasına hoş geldiniz.
Oğuz Atay, 12 Ekim 1934’te Kastamonu- İnebolu’da
hayata merhaba demiştir. Kendisi Kastamonulu Cemil
Bey ile İstanbullu ilkokul öğretmeni Muazzez Hanım’ın
oğullarıdır. Doğumundan sonra her bakımdan Oğuz
Atay’ın sorumluluğu daha çok annesi Muazzez Hanım’da
idi. Özellikle eğitim ve kişisel gelişim alanında Muazzez
Hanım çok titiz davranıyordu. Oğlu Oğuz 5 yaşına
geldiğinde evlerinin ortasına bir tahta koydurmuş ve
oğlunun ilk öğretmeni kendisi olmuştur. Annesinin bu
çabaları sayesinde küçük Oğuz, daha 5 yaşındayken okumayazmayı
öğrenmiştir. Bu da bir nevi edebiyat ve onun büyülü
kurgu dünyası ile erken tanışmasını sağlamıştır. Selim İleri,
Oğuz Atay için‘’ Çocuksu tarafını, masumiyetini korumuş
bir insandı.‘ ’der. Belki de bu yönünü annesi Muazzez
Hanım’ın hassasiyetine borçludur.
1939 yılına gelindiğinde babası Cemil Bey,
milletvekili seçilmişti. Atay ailesi İnebolu’dan Ankara’ya
taşınıyordu. Bu taşınma Oğuz Atay için oldukça önem arz
etmekteydi. Çünkü artık sokaklardaki oyunlarla değil, masa
başındaki kalem ve kağıtlarıyla oynamaya başlayacaktı.
Kurmaca dünyasına ilk adımlarını atmaya başlıyordu.
Kağıt ve kalem ile başlayan bu dostluğu, üniversite yıllarına
kadar devam edecekti.
Ankara’da Maarif Koleji’nde öğrenim gördükten
sonra babasının isteğiyle İstanbul Teknk Okulu’nda
( Bugünkü ismiyle Yıldız Teknik Üniversitesi ) İnşaat
mühendisliği bölümünde öğrenimine devam etti. Oğuz
Atay, babasının arzusuyla inşaat mühendisi olmuş idi ancak
onun küçüklüğünden beri kendi adına planları arasında
kimsenin bilmediği bir hayal vardı : Ressam olmak. Küçük
yaşlardan beri resimler çizerdi Oğuz Atay. Hatta öğretmeni
tarafından Güzel Sanatlar Fakültesi’ne yönlendirilmişti ancak
babası buna izin vermedi. Kendisinin deyimiyle ‘’ Bir
baba kaprisi uğruna bir kabiliyet kayboldu. ‘’
Resim sanatı onun hayatında her zaman mühim
bir yer işgal etmişti. Özellikle de Tutunamayanlar’ın ilk
baskısının kapak fotoğrafını çizen sevgilisi Sevin Seydi
ile yaşadığı yıllarda. Sevin Seydi bir ressamdı ve Oğuz
Atay’a hatıralarını hatırlatıyor, resim sevdasına düşmesine
neden oluyordu. Atay, ressam sevgilisinin çizdiği resimlerle
ilgili şunları söylemiştir : ‘’ Resmi bitirdiği zaman sağ
alt köşesine özenerek adını ve tarihi yazar, ‘’ Sszyr ‘’ yani
seni sevdiğim zaman yaptığım resimlerden anlamına gelen
işareti koymayı hiç unutmazdı. ‘’
Oğuz Atay’ın ressamlığı ve çizdikleri, babasının
ısrarı ile tıpkı Eylembilim ve Türkiye’nin Ruhu projeleri
gibi yarım kalmıştı. Öğretmeni de Cemil Bey’in ısrarını
öğrendiğinde sinirlenerek şunları söylemişti : ‘’ O zaman
babana söyle sana işlek bir yerde bir bakkal dükkanı açsın.
Çok para kazanırsın. ‘’
‘’ Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu. ‘’

Kürşat Kağan Arslan kalemiyle...
Devamı 8.sayıda...
Paylaş Google Plus
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder