HEY ON BEŞLİ

   Bu türküyü duyduğumuzda neşeleniriz. Hatta dayanamayıp kalkar oynarız. Lakin türkünün hikayesine baktığımızda hiç de böyle bir türkü olmadığını aksine türkünün yürek parçalayan bir hikayesini olduğunu görürüz.


   Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglander’in “Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir.” tespitinde ifadesini bulan koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu. O kadar ki cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için diğer cephelerden asker getirilemediğinden, en yakın çevreden başlayarak on beş yaşın üstündeki eli silah tutan bütün gençlerin dahi gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın Çanakkale’ye sevk edilmeleri alışılmış, normal bir hadise haline gelmişti. O günler, köyde, kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti ve boyu posu yerinde olan herkesin asker olduğu ya da asker olmak zorunda kaldığı kara günlerdi.
Sultan V. Mehmed Reşad’ın iradesinden sonra Harbiye Nezareti de bir tebliğ yayınlayarak, 1314 (1896) doğumluların  (yani 19 yaşındakilerin) henüz askerlik hizmetine çağrılmamışları ile 1315 (1897) doğumluların bedenleri gelişmiş, harbe elverişli ve silah kullanmaya kabiliyetli olanlarından müsait bulunanların da kıtalara teslim olmalarını istemişti.
Türküde, bu 1315’li gençlerden şöyle bahsediliyordu:

Hey on beşli on beşli 
Tokat yolları taşlı 
On beşliler gidiyor 
Kızların gözü yaşlı 
Aslan yârim kız senin adın Hediye 
Ben dolandım sen de dolan gel beriye 
Fistan aldım endazesi on yediye 
Gidiyom gidemiyom 
Az doldur içemiyom 
Sevdiğim pek gönüllü 
Koyup da gidemiyom

   Türküde bahsedilen Hediye Tahtoba, köyünün saygın ailelerinden birinin oğlu olan Hüseyin’in yâridir. Hüseyin’in ailesi Hediye’yi ister. Ailesi önce daha küçük olduğunu düşündüğünden vermeye pek yanaşmazlar. Ama daha sonra hayırlı işte acele etmek güzeldir diye düşündüklerinden Hediye’yi bıyıkları yeni terleyen Hüseyin’e verirler. Şerbetler içilir, söz kesilir. Hüseyin’in babası koçlar kurban eder, Hüseyin, endazesi on yedi kuruşa mor kadifeden fistanlık kumaş alır Hediye’ye. İpek bürüğe bürürler genç kızı. Boynuna gümüş hamaylılar, alnına Hamidiye paralar takarlar. 

Yunus Emre Sevil kalemiyle...
Devamı 9.sayıda...

Paylaş Google Plus
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder