BABAYA MEKTUP ÜZERİNDEN FRANZ KAFKA VE OĞUZ ATAY KARŞILAŞTIRMASI

Baba figürü edebiyatımızda süregelen temalardan
biridir. Çocuk babasını sever, babasına saygı
duyar lakin ondan da hayli korkar.
Bu korkunun temelinde Freud vardır. Evet yanlış
duymadınız Freud. Freud’un felsefesine göre baba
korkunun başlangıcıdır. Baba ve oğul sürekli kavga eden ve
yenişemeyen iki erkektir.
Franz Kafka’da da bu korkunun izlerini görürüz.
Biz bu yazımızda Franz Kafka ve Oğuz Atay’ı bu hususta
karşılaştıracağız. Bu karşılaştırmayı yapmadan önce Oğuz
Atay’ın Kafka’yı çok iyi okumuş olduğunu belirtmek
gerekir. Oğuz Atay kuşkusuz Kafka’nın “Babaya Mektup”
adlı eserini de okumuş kendi babasına yazdığı mektubu da
bu mektuptan sonra yazmıştır.
Kafka korkuyu kendi iç dünyasında kullanarak
bunu da babasının üzerinden yaparak yeni bir metin
oluşturmuştur. Yeni metin oluşturmaktan kastettiğim bu
eserinin yazdığı diğer eserlerinden farklı olmasıdır.
Bu eserinin kurmaca mı yoksa bir mektup mu olduğu
hususunda tartışmalar da vardır. Bazı eleştirmenler eserin
kesinlikle mektup olmadığını “Yahu yüz sayfalık mektup
mu olur?” diyerek dile getirirler. Şahsi fikrime göre ise bu
eser tamamıyla bir mektuptur. Bu eserin mektup olduğunu
anlamak için Kafka’nın diğer eserlerine bakmak gerekir.
Bildiğiniz üzere Kafka’nın diğer eserleri kapalı, anlaşılması
zor, mesajlarını direkt vermeyen ve metaforlarla dolu
metinlerdir. “Babaya Mektup” ise son derece samimiyet
ile yazılmıştır. Samimiyet bize bu eserin mektup olduğunu
gösterir.
Kafka’nın babası ile ilişkisinde dört önemli nokta
vardır: Korku, babanın fiziki gücü, babanın alay etmesi ve
babanın Kafka’yı susturması.
Baba son derece kuvvetli, iri yarı biridir. Oğul Kafka
ise çelimsiz ve zayıftır. O zamanlarda ise fiziki gücün çok
önemli olduğu aşikardır. Çünkü zayıf olan hasta olandır ve
sonunda kaybeden, ölen olacaktır. Babanın fiziki gücünü
görmek için eserden bir alıntı vermek yerinde olacaktır:
“O zamanlar, hatta her konuda desem yeridir, desteğe
ihtiyacım vardı. Ne de olsa fiziki varlığın bile üzerimde
bir ağırlıktı. Mesela hatırlıyorum da, nasıl da sık sık aynı
soyunma kabininde soyunurduk. Ben cılız, zayıfça ve narin;
sense güçlü, genişçe ve uzun. Kabinin içinde dahi acınası bir
tür gibi hissediyordum. Dahası her şey için tek ölçütüm sen
olduğun için yalnızca senin değil, bütün dünyanın gözünde
böyle hissediyordum.”
“Önce sen soyunduğunda çok daha iyi hissediyordum;
bu sayede kabinin köşesine çekilip kendimi uluorta
göstermenin rezaletini, senin en sonunda hazır mıyım diye
gelip beni dışarı çıkartmana kadar biraz olsun ertelemiş
oluyordum.”
Verdiğimiz alıntılardan dahi bu fiziki gücün Kafka
üzerinde bıraktığı etkiyi görmek mümkündür. Gelelim babanın
Kafka ile istihza etmesi hususuna.
Kafka’nın babası hiçbir zaman Kafka’ya şiddet göstermiş
onu dövmüş değildi. Lakin ortada istihza etme vardı.
İstihza ise dayaktan bile kötü idi. Babanın Kafka ile alay etmesinde
Kafka’nın oğulluk görev ve niteliklerini yerine getirememesinin
büyük payı vardır. Kafka babasına göre hiçbir
işte başarılı olamayan, tembel bir oğuldur. Bu yüzden de
alay edilmeyi hak eder. Bu hususta da eserden alıntı vermek
hayli yerinde olacaktır:
“Her seferinde aklıma gelen şeye sevinir, sürekli onu
düşünür, evde paylaşmak için can atardım; aldığım cevap
alaycı bir iç çekme, baş sallama, parmakla masayı tıklatma
veya bunun için mi bu kadar heyecanlandın? veya keşke ben
de böyle şeyler dert etsem! veya ah insanlar zamanını neler
düşünmeye harcıyor! olurdu.”
Babanın alay etme durumunu da açıklığa kavuşturduktan
sonra Kafka’nın susturulması hususuna değinmek
gerekir. Kafka babası tarafından daha küçük yaşlardan itibaren
susturulmuştu. Babası Kafka’nın kendisi gibi ticaret
ile uğraşması gerektiği kanısında idi. Kafka’nın yazar olmasını
istemiyordu. Hatta ona hiçbir zaman iyi bir yazar
olarak bakmadığını söylesek daha doğru olur. Bu susturulma
hali yemek masasından arkadaşlarının yanında susturulmasına
kadar görülüyordu. Hermann Kafka oğlunu yemek
masasında asla konuşturmazdı. Oğlunun yemeğini kendisi
gibi acele ile yemesini ve hiç konuşmamasını isterdi lakin
durum tam tersi idi aslında. Bunu da vereceğimiz alıntıdan
görebiliriz:
“Yoğun iştahın ve hususi tercihin sebebiyle her şeyi
hızlı, sıcakken, büyük lokmalarla yerdin. Çocuk da acele etmek
durumunda kalırdı, masada kasvetli bir sessizlik olur,
sonra sessizlik ihtarlarla bozulurdu: Önce yemeğini ye sonra
konuş veya hızlı, hızlı, hızlı. Dişle kemik çatlatılmazdı
ama sen çatlatırdın. Sirke yudumlarken ses çıkarılmazdı
ama sen çıkarırdın. Masada yemek yemek dışında her şey
ayıptı ama sen tırnaklarını keser, kalem açar, kürdanla kulaklarını
temizlerdin. Lütfen baba, beni yanlış anlama tek
başına bunların hiçbirinin ufacık bir anlamı yok. Bu konuda
bunalmamın sebebi senin, son derece otoriter bir adamın,
bana dayattığın halde bunları uygulamayışındı.”
Verdiğimiz alıntılar bile babanın isteklerinin sadece
oğul için olduğunu bunları ise kendisinin asla uygulamadığını
ve iyi örnek olamadığını gösterecektir.
Şimdi sözün rüzgarını Oğuz Atay’ın babasına doğru
getirmek gerekir. Oğuz Atay’ın babası ile ilişkisi daha yumuşaktır.
Çünkü Oğuz Atay babasının gözünde bir kaybeden
değildir. Kendi ayakları üzerinde durabilen, bir işi yani
akademisyenliği olan değerli bir evlattır. Evlatlık vazife ve
nitelikleri Oğuz Atay’da mevcuttur. Bu yüzden babanın
iktidar olma durumu burada ortadan kalkmıştır. Baba Kafka’nın
babası gibi iktidarda değildir.
Baba aksine alay edilen bir konumdadır. Atay ve annesi
babasının taşralığı ile dalga geçmişlerdir. Eski kelimeleri
kullanması ile dalga geçmişlerdir.


Mert Aslan kalemiyle...
Devamı 8.sayıda...
Paylaş Google Plus
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder