Şarkın Garba Mektubu: Ahmet Hamdi Tanpınar


Ne içindeyim zamanın,

13 sayfalık bir rüyaya dalalım sizinle. Hepimiz aynı rüyanın farklı pencereleri olup Narmanlı Han’ın duvarlarına sarılalım. Yağmurlu bir İstanbul akşamında damlalar üstümüzde raks ederken veya sigara dumanları üstümüzde toplanmış ağır ağır kaybolurken bir şairin musikiler eşliğinde şiirler yazdığına tanık olalım. Bir rüya görelim ve siyah bir kedi olup bir şairin masasının ucuna yumulup manasızca şiirler yazılı sayfalara bakalım. Anlamayalım, yalnızca bakalım. Ve bu rüyanın sonunda uyandığımız vakit penceresi ve masasında kedisi olduğumuz şairin uzaklardan yankılanarak yükselen sesini duyduğumuzu farz edelim :
‘’Rüya görülmez aziz yavrum, yaşanır. Şiirini yazmadığın rüyanın penceresinden baksan ne olur?‘’ İşte bu ses İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tanzimat Tarihi Kürsüsü Profesörü Ahmet Hamdi Tanpınar’dan başkası olmayacaktır. Çünkü rüya denilen hazine, onun nazarında şiirlerin ruhunun bedenidir. Bu yüzden söz konusu Tanpınar olacaksa soluksuz bir uykuya hazırlanıp rüya görmeyi dilemelisiniz.

Ne de büsbütün dışında...

Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Kendisi Kadı Hüseyin Fikri Bey ve Nesime Bahriye Hanım’ın üçüncü çocuklarıdır. İstanbul’da dünyaya gelmiştir ancak birçok kez sokaklarında gezip havasını soluduğu, taşralarda filizlenen edebiyatının kökünü güçlendirdiği bu şehirde çocukluğunu geçirememiştir. Çünkü çocukluğu babasının mesleği gereği Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde geçmiştir : Ergani, Sinop, Siirt, Kerkük, Antalya...
Tanpınar’ın ‘’Antalyalı Genç Kıza Mektup‘’ ismiyle yayımlanan mektubundaki şu sözlerden yola çıkarak diyebiliriz ki bu zorunlu şehirler arası yolculuklardan belki de o zamanlar memnun olmayan Tanpınar, yazın hayatı açısından oldukça kârlı çıkmıştır. Sinop’ta denizle dost olmuş, Ergani’de ise ‘kendisine rastlamıştır’. Siirt’te mor dağların gölgesinde şiir pınarını besleyen yalnızlığı, Kerkük’te kaybetmeyi, Antalya’da ise büyümek sayesinde özgürlüğü tecrübe edinmiştir.

Babam kadıydı. Bu yüzden çocukluğum daha ziyade onun Anadolu’da tayin olduğu yerlerde geçti. İstanbul’da iki memuriyet arasında kalıyorduk. Ergani madeninde üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Çok karlı bir gündü. Ben sıcak ve buğulu bir camdan karla örtülü bayıra bakıyordum. Sonra birdenbire kar tekrar yağmaya başladı. Bir çeşit çok lezzetli bir hayranlık içinde kalmıştım. Bu anı her karlı günde hatırlar ve yağmasını beklerim.
Ergani’den sonra Sinop’a gittik. Orada denizle dost         oldum. Çocukluğumun en büyük zevki bir berzahta kurulu şehrin iki yanındaki deniz kıyısında oynamaktı...
Siirt’te uzak dağlara akşam saatlerinde çöken yalnızlığı ve yıldızlı geceleri tanıdım.  Yazları çok sıcak olan bu memlekette damlarda yatardık. Yıldızlı gece beni büyülerdi sanki. Sonsuzluk dalga dalga vücudumu ve ruhumu doldururdu...
Kerkük’te yine damlarda yatardık. Yine gece ve yıldızlar. Şimdi kaybettiğimiz bu şehre on üç yaşımda gelmiştik...
Antalya’ya 1916 sonbaharında geldik. Epeyce büyümüştüm. Tek başıma, geceleri deniz kıyısında veya kayalıklarda, Hastanebaşı’nda gezmek hakkım vardı. Karanlık epeyce inip de kayaların gölgesi beni korkutana kadar orada kalırdım... (Antalyalı Genç Kıza Mektup)

‘Rüyamızın‘ daha başındayken bu mektup hakkında da hala söylentiler olduğunu belirtmem gerekiyor. Kitap-lık Dergisi’nden Handan İnci, ilk olarak Mehmet Kaplan’ın          ‘’Tanpınar’ın Şiir Dünyası‘’ adlı eserinde ‘’Antalyalı Genç Kıza Mektup‘’ olarak yayımlanan bu mektubun, Antalya Lisesi öğrencisi Mustafa Erol’a cevaben yazıldığını söyler. ( 2011 ) Bu iddiasını güçlendirmek ve kanıtlamak için yıllar önce Mustafa Erol’un peşine düşen Kitap-lık Dergisi sahibi Mustafa Akbaba, Mustafa Erol’un vefat ettiğini öğrenir. Mektubun orijinalini gün yüzüne çıkarmaya çalışsa da başaramaz. Ancak Handan İnci, iddiasını oldukça ikna edici bilgilerle devam ettirir:
www.haberekspres.com.tr’nin 2011 yılındaki bu  haberinin son kısmı şu şekildedir: ‘’Handan İnci, Tanpınar’ın mektubunda geçen “Bana vaktiyle olduğum adamı hatırlattınız. Arkadaşlarınıza ve hocanıza selam ve dostluklarımı, başarı dileklerimi söyleyin. Mesut ve çalışkan olun, aziz yavrum.” cümlesinin Mustafa Erol’un mektubunda“... Arkadaşlarıma ve hocalarıma selam ve dostluklarınızı, başarı dileklerinizi söyledim.” ifadeleriyle karşılandığını belirtiyor. Mektubun genç bir kıza mı yoksa delikanlıya mı gönderildiğini bilemeyiz ancak Tanpınar’ın geçmişi, şiirlerini besleyen anılarını, eserleri hakkındaki bilgilerini ve edebi anlayışını öğrenmek için bu mektubu bir an önce okumanızı tavsiye edebilirim.
 Antalyalı Genç Kıza Mektup hakkında bilgiler verdikten sonra Tanpınar’ın eğitiminden ve edebiyat ufkuna doğru süzülüşünden bahsetmeye devam edelim. Anadolu’nun işgallerle kirlendiği yıllarda Tanpınar, eğitimi sebebiyle Antalya’dan İstanbul’a gitti. Bir yıl Halkalı Ziraat Mektebinde eğitim gördükten sonra Darülfünun - Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okumaya başladı. Bu fakültede hepimizin hocası olarak hayat ettiği değerlerimizden Cenap Şahabettin, Ferit Kam, Hüseyin Daniş, Necip Asım ve Fuat Köprülü gibi isimlerden ders alma şerefine nail olabildi. Edebiyat bölümünü seçmesinde onun şiir hayatının kördüğümü olan, sayesinde şiire hem yöneldiği hem de şiirden uzaklaştığı Yahya Kemal’in etkili olduğu muhakkaktır. Kimileri önce felsefe bölümünü seçtiğini, daha sonra Yahya Kemal’in Edebiyat Fakültesi’nde olduğunu öğrenince bölüm değiştirdiğini de söyler.
Beşir Ayvazoğlu, ‘’Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Yahya Kemal’e borçlu olduğu bir hakikat.‘’ der. Sözlerinin devamında ise ‘’Mütarekenin sancılı günlerinde Yahya Kemal’in fikirleriyle yetişmiş, duygularıyla doğmuş, gençliğini onunla geçirmiş bir şairdir.‘’ der. Onunla oluşu yalnızca gençlik yıllarını değil, ömrünü de kapsamıştır. Gittiği her yerde, mektuplarının bir bölümünde Yahya Kemal ve tesiri, Tanpınar’ın peşinden gelmiştir.

Kürşat Kağan Arslan kalemiyle...
Devamı 9.sayıda...
Paylaş Google Plus
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder