Güneşle Karanlığım


  Odamın ücra köşesine güneş değiyor. Bulduğum ilk fırsatta beni başka diyarlara taşıyacak dergimi kucaklayıp oraya taşınıyorum. Belki beğendiğim birkaç mısra olur diye kâğıt ve kalemim de yanımda. Keşfe çıkacağım, dört duvar değil dünyayı kucaklayacağım diye heyecanlıyım. Birkaç dakika geçiyor, okumaktan çok dışarıyı seyrediyorum.

  İlk kez çiçek yetiştirmek istediğimde korkunç bir tedirginlik yaşadığımı anımsıyorum. Ellerimin arasına yalnızca iki tane küçücük yaprağı olan bir fidan vermişlerdi. Fidan adını ben veriyorum. Çiçeklerin küçüklerine ne isim verildiğinden bile habersizim. Pek takılmıyorum. Komşumuz Selda’dan almıştım. “ Bakalım yaşatabilecek misin? ” demişti. Dehşetimin ikiye katlandığını hatırlıyorum. Sahiden yaşatabilir miydim, bilmiyordum. Okumaktan çok seyrettiğim, odamın güneşli sığınağından gözlemlediğim çiçeğimi görebiliyorum. Birkaç satır yazıp başımı kaldırdığımda yapraklarıyla güneşin dansına şahit oluyorum. On sekiz yaprağı vardı. İnanmayıp yeniden saydım. Hayır, on sekiz değil on dokuz yaprak. Güneş ona her dokunduğunda morumsu bir renge bürünüyordu. Mor renkli on dokuz yaprak. İlk kez mor görüyormuşçasına heyecanla baktım. Mor en çok ona yakışıyordu. Adını bile bilmiyorum. İnsan, hayran olabileceği ne çok şeyden habersiz.

  Ben düşüncelerimin kafesinde anahtar ararken bulut gölgeliyor sığınağımı. Odamın her köşesine yeniden göz gezdiriyorum. Güneş alan başka tek bir köşe yok. Nefesimi tutup bekliyorum. Bütün bir kış nasıl yaşadığıma şaşırıyorum. Kızgınlığım, bekledikçe artıyor. Kaşlarımı çatıp bakışlarımı buluta dikiyorum. Kısa süreliğine bakıp gözlerimi yere indirdiğimde görme yetimin yerini, siyah bir parıltının aldığını fark ediyorum. Birkaç kez kırpıştırdığım kirpiklerim, çırpınmamın manasızlığında telaşla yerini almaya çalışıyor. Birkaç dakikaya ihtiyacım olduğunu düşünüp beklemeye koyuluyorum. Kuş sesleri dolduruyor kulağımı. Dakikalardır buradayım. Onları duymamış olmama şaşıyorum. Hala görmüyorum ama duymama sebep olan karanlığa hayranlığımı fark ediyorum. Görmeden mutlu olabilir, duymakla yetinebilir miyim diyorum. Gözlerimin net görebildiğini fark edip hemen kapatıyorum. Karanlıkta ne çok sesle bütünleşiyorum. En çok da kuşları seviyorum. En çok onları kıskanıyorum.

  Dudağımın kenarının kıvrım aldığını hissediyorum. Karanlık ve birkaç kuşla tebessüme yol almanın keyfini sürüyorum. Gözlerimi açmadan önce kedimin patisini serçe parmağımın üzerinde hissediyorum. Ben şükrü hep eksik dillendireceğim, sense hep daha fazlasını yaşatacaksın biliyorum.

                                                                                                                      
Merve Demirtaş     
Paylaş Google Plus
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder