Anı ve Eleştiriden Doğan Roman: “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”


Saatleri Ayarlama Enstitüsü Hayri İrdal’ın anıları şeklinde yazılmış olan, iki uygarlık arasında sıkışıp kalmış toplumumuzun davranışlarını eleştiren bir romandır.
 Peki eleştiri yapmanın çeşitleri nelerdir? Yahut bir yazar hiciv yapmak için hangi yöntemleri kullanır?
 Yazarlar romanda parodi yöntemi, ütopya yöntemi, topluma bir yabancının gözü ile bakma yöntemi ve hayvanlar üzerinden alegorik bir anlatım yapma yöntemi ile hicvederler. Bunların arasından ütopya yöntemini iyi bilmekteyiz. Ütopya yöntemi dediğimiz vakit aklımıza George Orwell gelir. O “BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT” romanında bir ütopya oluşturarak toplum ve düzen eleştirisi yapmıştır. Lakin hemen şunu belirtmek gerekir: Orwell’ın ütopyası bir karşı ütopyadır. Yani istenmeyen bir ütopyadır.
 Şimdi aklımıza Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında “hangi yöntem kullanıldı?” sorusu düşecektir. Bu sorunun cevabı ise açıktır. Tanpınar topluma bir yabancının gözüyle bakma yöntemini denemiştir. Yalnız Tanpınar bu yöntemi biraz değiştirerek kullanmıştır. Çünkü Hayri İrdal başka bir toplumdan gelmiş yahut gökten zembille indirilmiş değildir. İrdal eleştirilen toplumun bir üyesidir.
Hiciv bahsinden sonra romandaki bölümlere ve bu bölümlerde anlatılanlara bakmak yerinde olacaktır. Roman dört bölümden oluşur:
1. Büyük Ümitler
2. Küçük Hakikatler
3. Sabaha Doğru
4. Her Mevsimin Bir Sonu Vardır

“Büyük Ümitler” adındaki birinci bölümde Tanzimat öncesi dönem anlatılmaktadır. Bölümde Hayri İrdal’ı iki çevre arasında görürüz. Biri kendi aile çevresidir, diğer çevre ise babasının arkadaş çevresidir. Bu iki çevrede de ortak olan dinin hurafeler ile sarılı olduğudur. Boş inançlar, hurafeler hemen dikkatimizi çeker. İrdal’ın babasına vasiyet üzerine bir cami inşaatı kalır. Lakin bu inşaat maddi durumlardan dolayı bir türlü başlamaz. Cami için alınan tüm eşyalar İrdal’ın evine dolar. Ev adeta bir cami havasına bürünmüştür. Bütün bunlara bir de Mübarek ismini verdikleri garip saat de eklenince abes karşımıza çıkar. İkinci çevre olarak bahsettiğim çevrede Abdüsselam Bey, Aristidi(Eczacı Aristidi), Seyit Lütfullah ve Saatçi Nuri isimleri karşımıza çıkar.
 Abdüsselam Bey, Aristidi ve Seyit Lütfullah’ın ortak gayesi simya, tılsım ve büyü ile uğraşıp altın yapmak, bu da olmazsa Kayser Andronikos’un kayıp hazinesini bulmaktır. Tanpınar burada çalışmadan para kazanmak için yapılan hileleri eleştirir. Ayrıca Batı karşısında geri kalmış bir dönemin de eleştirisi vardır. Burada alıntı vermek yerinde olacaktır:
“Onlar için imkan denen şeyin hududu yoktu. Her şeyin mümkün olduğu bir alemleri vardı. Eşya, madde, insan, her şey bu hudutsuz imkanın eşiğinde, her an kendisini değiştirecek mucizeli kelimeyi, formülü, duayı yahut ameliyeyi bekliyordu.”
İrdal bu grubun içerisinde Seyit Lütfullah’a gaip alemle ilişki kurmada yardım eder, onlarla birlikte bir rüya içinde yaşamaktan hoşlanırdı. Sonradan Doktor Ramiz’e şunları söyleyecektir: “Lütfullah biçare bir meczuptu, söyledikleri ve yaptıkları beni eğlendirirdi.”
İrdal her doğrucu ve akıllı insan gibi, tüm bu saçmalıklardan kurtulmak için o çevreden kaçmak durumunda kalır ve bir tuluat kumpanyasına katılarak rüyadan masal alemine geçer.

Mert Aslan kalemiyle...
Devamı 9.sayıda...
Paylaş Google Plus
    Blogger Comment
    Facebook Comment

0 yorum:

Yorum Gönder